Thursday, December 27, 2018

Ben ZENCİ değilim, AFRİKALI’yım!



Bu konu ile ilgili duygularımı ve düşüncelerimin yazmam ya da paylaşmamın nedenlerinden biri, konu ile ilgili bilgisi olmayanlar için bilgi vermektir. İkincisiyse benim gibi aynı duyguları paylaşanlar için de bir hatırlatmadır. Peki, konu neydi? Başlıkta anlaşılacak üzere, toplumda sürekli duyduğumuz “Zenci” kelimesi ve onunla beraber getiren olumsuz algılar ve yanlış anlaşılmalardır.

‘Zenci kardeşim’, ‘Zenci arkadaşım’, ‘Zenci öğrenciler’, ‘Aşağılık Zenci(aşırı modeli)’ gibi cümleleri ya söylemişsiniz ya da duymuşsunuzdur ve yahut sana karşı söylenmiştir. Belki de hiç duymamış ve söylememiş olabilirsiniz. Tabii olabilir.

Konunun içine girmeden söylemem gereken bir şey var. Şahsen Zenci kelimesine karşı çok hassasım, daha doğrusu sevmiyorum ve ondan nefret ediyorum. Zenci kelimesini ne zaman, nerede karşıma çıkarsa, söyleyene veya kullanana mümkün olduğu kadar ya da durum ve yeri müsaitse hassasiyetimi belirtmeye çalışırım. Tabii anlatma yoluyla. Zenci kelimesine karşı hassasiyetimin nedenleriyse yazımın sonuna kadar gelebilirseniz anlarsınız.

Türkiye’de Zenci kelimesini ilk duyduğumda, meraktan anlamına bakmaya gittim. Karşıma İngilizcedeki karşılığı olan ‘Negro’ başka yerlerde ise ‘Nigger’ veya ‘Nigga’ gibi kelimeleri çıkmıştır. Çok şaşırmışım. Kendime dedim ki, bu insanlar bu kelimenin anlamı bilmiyorlar mı? Niye kullanıyorlar? Diye kafamda soru işareti oluştu. Bu iki soruların cevabını bulabilmek için bir süreç başladı. Şimdi bu kelimelerinin anlamlarını bakalım. Zenci(Negro, Nigger, Nigga) kelimesi, yüzeysel anlamlarına bakınca çoğu yerlerde “Siyahı insan ya da Siyahı adam” anlamı verilmiştir. Bazı yerlerde ise “Afrika kökenli insanlara” atfetmektedir. Şimdi gerçek anlamına bakalım. Gerçek anlamı derken kastım, zenci kelimesi kimlere, ne zaman, nasıl ve niye kullanılmıştır. Yani kâğıttaki yazılana değil de uygulamadakine bakalım, tıpkı ‘Demokrasi gibi.

Uygulamadaki anlamına bakacak olursak, bir zamanlar Amerika başta olmak üzere Avrupa ve dünyanın birçok yerlerinde Afrika’dan kendi isteklerine karşı, zorlama gücünü kullanarak alınan insanların Amerika, Avrupa ve dünyanın belli yerlerdeki tarlalarda gece gündüz demeden, yağmurlarda, sıcak ve soğuk havalarda çalıştırılan, insan hakkı, hukuka önünde eşitlik hakkı, aile kurma ve koruma, hastalandığında sağlık hizmetleri haklarına sahip olmayan, çalışma sırasında hata yaptığında eziyet ve sonunda ölüm cezasına maruz kalan kalan, sürekli efendisinin sözlerine itaat edip ona göre hizmet eden bir kişiliktir. Kısacası insan değil. Yani Zenci, kendilerine beyaz denen insanların ortaya çıkardığın bir kişilik bir sıfattır. Bunu da daha iyi anlayabilmek için kelimenin tarihine bakmak lazım, ilgilenenler tabi. İnsanlara bu şekilde anlatınca kaçış yolunu aramaya başlarlar ve çoğu zaman bana “biz renk anlamında kullanıyoruz” denilirdi. Onun için Zenci kelimesini, hem renk hem de sıfat boyuttan hep beraber inceleceğiz, ondan sonra hep birlikte ortak bir çözümü bulmaya çalışalım.

Renk Boyutu: Bir ara arkadaşlarla bu konu üzerinde muhabbet ederken, Zenci kelimesini niye sevmediğimi ve siyahı arkadaşlarıma karşı kullanılması doğru olmadığını anlattıktan sonra, Türk arkadaşlarımdan biri bana: “Yakup, biz sadece renk anlamında kullanıyoruz” dedi. Ben de dedim ki ona: “Biz derken, Zenci kelimesini kullanan bütün Türkleri temsil ediyorsun gibi geldi bana da. Mademki öyle o zaman Zenci kelimesini kullanan herkese soracağım soru sana sorayım”. Bu arada yazıyı okuyorsanız soracağım soruya kendi kendinize cevap vermeye çalışın. Diyelim ki bir derste renk veya ırk ile alakası olmayan bir konu anlatılıyor. Sonra anıdan konuyu anlatan adam ‘Zenci’ dedi, aklınıza ilk gelen şey ne olur? Arkadaşım durdu cevap veremedi ama ben cevabımı aldım. Başka bir soru dedim, şimdi aynı adam renklerle ilgili konu anlatıyor, kırmızı rengi, beyaz rengi, sarı rengi, mor rengi ve Zenci rengi dedi. Bu sefer aklınıza gelen şey nedir? Dedim. Arkadaşım, “ valla tuhaf” dedi. Niye tuhaf? Dedim. Hani Zenci diye bir renk yok ki diyor. Ben de olması gerekmiyor mu? Diye sordum hani renklerden bahsediyoruz ya. Olmaz ya dedi. Bununla ilgili arkadaşlarımdan ve ya toplumdan aldığım birçok örnekler vardır fakat konuyu uzatmanın lüzumu görmüyorum. Demek ki insanlar zenci kelimesi çok kullanıp bilinç altınlarında renk olarak yerleşmiş ama aslında renkle alakası olmadığını bilmiyorlar. Toplumda sürekli kullanıldığı için karşıdaki insanın ne hissettiğini ya bilinmiyor ya da fakında değildir. Bunun için biz sadece renk anlamında kullanıyoruz diyenler kelimeye bir daha baksınlar ve değerlendirsinler. Zenci kelimesini kullanmayın!

Sıfat boyuttu: İngilizcede Negro, Nigger olan kelimeleri Latin Niger, Nigrum, Portekizce ve İspanyolca Negro, Fransızcada Nègre kelimelerinden türetip aynı Siyahı ve ya ‘Siyah insanı anlamları taşımaktadır. En çok Amerika, Avrupa ve dünyanın birçok yerlerinde kullanılmıştır. Fakat zamanla olumsuz ve aşağılayıcı anlamları taşıdığı için özellikle Amerika, Avrupa ve dünyanın birçok yerlerde Zenci kelimesinin kullanılmasını yasaklanmıştır. Hatta bazı ülkelerde herhangi bir şekilde kullanılması hukuka karşı bir suç olarak sayılmaktadır.

Zenci kelimesi Türkçeye ne zaman, nasıl, niye geçirilmiş, kim geçirmiş ile ilgili bilgim yok. Onun tarihini bilemem. Tarihçi değilim ki tarihi de anlatmıyorum fakat ben Gerçekçiyim ve malum Türk toplumda Zenci kelimesini gayet rahatça kullanılmaktadır. Eğer kelimeyi sıfat olarak kullanıyorsanız ki çoğu zaman öyledir, o zaman eğer semimi iseniz sürekli kardeşim, arkadaşım, sevgilim dediğiniz o siyahı arkadaşınızı, kardeşinizi ve sevgilinizi hani yazının ortalarında Zenci kelimesinin sıfat anlamını yazdım ya, işte o arkadaşınızı o seviyeye kadar indirmektesiniz. Haberiniz olsun! Kardeşliğinizi ve arkadaşlığınızı mangala atmak demektir. Kelimeye karşı hassasiyetimin sebeplerinden biri işte budur zaten.

İkincisi ise, sürekli zenci kelimesi kullanmak, siyahı arkadaşınızın kafasındaki kelimenin olumsuz ve aşağılayıcı anlamı var olduğu için zamanla kendisini mağdur kimse olarak görmeye başlar. Bu da hem kendisini geliştirmek hem de topluma faydalı olabilmek için büyük bir engel olduğunu düşünüyorum. Zenci kelimesini kullanmayın!

Niyetimiz temiz…

Peki, Allah razı olsun. Allah temiz niyetinizi artırsın, eksik olmayın. Arkadaşlarla Zenci kelimesi üzerinde konuşurken en çok duyduğun cümlelerden biri de Niyetimiz temizdir. Fakat unutuyorlar ki temiz niyet hiçbir zaman ve hiçbir yerde meşru olmayanı meşru yapamaz, olumsuz olanı olumlu edemez ve ya kötüyü iyi yapamaz. Bu da bir hayatın kuralıdır. İyi niyetle siyahı arkadaşınıza Zenci kelimesini kullanmak aranızda meşru olmayan bir şey zorla sıkıştırmaya çalışmaktır. Böyle bir şey yapmak aynen açlık ile karın doyurmanın arasında hırsızlığı sıkıştırmaktır. Aç olan bir kişinin yemek yiyip karnını doyurmak doğal bir şey iken, karnını doyurmak için hırsızlık yapmayı tercih etmek kötü sonucu doğar. Açlık hırsızlığı meşru edemeyeceği gibi temiz niyet de Zenci kelimesini meşrulaştıramaz. Zenci kelimesini kullanmayın!

Ama hocalar da kullanıyor…

Bir arkadaş da bana; “Yakup, ama hocalar da kullanıyor” dedi. “keşke kullanmasalar” dedim. Hocalar, profesörler, âlimler, yetkiler ve yöneticiler doğru düzgün hareket etseler şimdiki halimizden daha iyi bir durumda olacağımıza inanıyorum. Bu insanlara karşı saygı ve hürmetim sonsuz ve belli bir alanda uzmanlık yapıp önemli bilgileri elde edebilirler fakat her şeyi bilecek halleri yok. Unvanlar taşıyorlar diye her şeyi biliyorlar düşüncesiyle peşlerinden gidersek vay halimize! Zaten bu adamlar kitapta yazılanları ve yahut daha önce öğrendikleriyle hareket ederler. Başkasının ne hissettiğini ne düşündüğünü bilemezler ki, kalplerimizi okuyamazlar, duygularımızı da bilemezler. Toplum da aynı şekildedir. Zenci kelimesini kullanmayın!

Ne yapalım?

Niyeti temiz olanlar için: (sözcük eksikliği)

Zenci kelimesini kullanmaksızın temiz niyetinizi belirleyebilirsiniz. Mesela Zenci yerine Siyahı kelimesini kullanabilirsiniz eğer arkadaşınızın ismini bilmek istemiyorsanız. Olmadı. Nasıl da Avrupa’dan gelene Avrupalı, Asya’dan gelene Asyalı ve Amerika’da gelene Amerikalı diyorsanız Afrika’dan gelene de Afrikalı diyebilirsiniz. Bu da olmadı. En azından tanımadığınız bir Türk kardeşinizle muhatap olmak istediğinizde, ‘Pardon’, ‘bakar mısın?’, ‘kardeşim’ gibi sözler ve cümleleri siyahı arkadaşınıza da kullanabilirsiniz. “Şuşş!” ya da “Şişş!” sözleriyle çağırılmaz. Siyahı bir arkadaşınızla arasındaki olan samimiyet ve sevginizi Zenci kelimesi üzerinde değerlendirebiliriz.

Buraya kadar yazdığımı okuduysanız ve gene ısrarla Zenci kelimesini kullanıyorsanız, o zaman kardeşlik, arkadaşlık ve sevgiden bahsetmeyin. Yoksa hepsi edebiyat olur, laf salatası. İkincisi ve en önemlisi, siyahı bir arkadaşınızın kim olduğunu, ne hissettiğini, kültürünü ve düşüncesini bilmek istiyorsanız Hollywood’a başvurmak büyük bir yanlışlıktır. Hollywood’daki adamların yaptığı filmleri çok izlemeyin. İzleyeceğiz diyorsanız lütfen filmdeki gördüğünüz siyahı adamları lütfen filmde kalsınlar. Filmdeki dünya gerçek dünya değil. Çünkü oradaki filmleri çok izledikten sonra bütün gördüğünüz siyahıları filmlerdekiler gibi zannedersiniz, aynı gözle bakarsınız ve hepimizi aynı sepete koyarsınız. Bu da sizleri gerçek dünyadan uzaklaştırır, sonunda bizleri ve sizlerin arasında büyük bir mesafe koyar. Zenci kelimesini kullanmayın!

Hocalar, profesörler için: (İlim ve bilimin güncelleştirilmesi)

Sevgili öğretim üyeleri, profesörler ve hocalarım, dünya hızlı bir şekilde değişip ve sürekli yeni bilgiler ortaya çıkmaktadır. Önceden dünya ve farklı farklı kültürler ile ilgili doğru bilinen bilgileri bugün yanlış bilgiler olur aynı şekilde yanlış bilinen bilgileri bugün doğru olarak kabul edilmektedir. Dünyadaki yaşayan insanlar ve kültürlerle ilgili bilgilerinizi güncelleştirin! İlim ve bilimi sahip olanlar hala eski çağda ve karanlık çağdaki düşünürlerin o zamanki dünya ile ilgili bakış açılarıyla şimdiki dünyayı değerlendirmektedir. Modernleşmiş bir çağda aynen Montesquieu, Weber, Machiavelli, vs. gibi düşünürlerin gözüyle insanlara ve kültürlere bakıp değerlendirmek ve yahut bu düşünürlerin kafasıyla bu çağda yaşamak bence çok abestir. Bilmemek, eksik bilgiye sahip olmak, ilim ve bilim alanında geri kalmak ve yanlış bilmek ayıp değil. Fakat eski bilgilerin üzerinde ısrarla hayat sürmek hem ilme hem de bilime ihanet etmektir. Zenci kelimesini kullanmayın!

Son söz…
Ey Afrikalı kardeşim, senin veya herksin Zenci kelimesine karşı hassasiyetini temsil etmiş olamam. Fakat çoğunun bu konuyla ilgili düşüncesi ve duygularını temsil etmiş olduğumu düşünüyorum. Belki sen de aynen ya da buna yakın bir şekilde düşünüyorsun fakat bir şekilde düşüncelerin ve duygularını bir şekilde söze dökememiş olabilirsin. Tabii olabilir. Mümkün olduğu kadar bu konu ile ilgili toplumu bilgilendirmek amacıyla bir şeyler yazdım, şimdi senin üzerine düşen arkadaş olduğun herkesle, üye olduğun her gruba paylaşmandır. Bunu yaptığın sürece, bilin ki hepimizin yapması gereken bu işimize katkın olmuş demektir. Şikâyet, ağlama ve üzülme yerine İCRAT. Eğer bana ne, ha bana Zenci desinler ha demesinler diyorsan, sana söyleyeceğim bir söz yoktur. Allah hepimizin yardımcısı olsun! Zenci kelimesini kullanmayın!


Yazar: Yaqoub Ali

Sunday, November 25, 2018

The Missing Point; Chapter 1 Part 5


Clipp was too weak now. He could not resist more struggles. He leaned against the wall, holding his broken arm while his thigh aches fiercely. His forehead had torn open and he could not stop the bleeding. He managed to pull the bullet out his thigh and strapped the wound with a cloth he was torn from his shirt. With his back thrusting the wall he sliced his weight down. He looked up and wandered his gaze desperately about the ceiling. He shuddered as he smelled the darkness that stank fear and terror. The underground room had no exit by any means. And the wound on his forehead had gotten wider, letting more blood run like a stream. He stuffed a piece of cloth he torn from his shirt to stop the bleeding. The pain in his thigh was getting worse and his arm was fierce enough to make all his muscles shiver in agony. Clipp was ready to die peacefully. He lost all hope and waited for his death. He changes his mind, however, as he saw Master pulled out of the mysterious exit. A set of fluorescent flickered and Clipp could not help but cover his eyes. He stared at Master desperately. Master was still holding his bleeding eye and his lips were still twisted with rage. Clipp conjured up a picture of himself, Master smashing him on the wall. It will soon become true if he continues sitting like a frightened rabbit. He ran his fingers on the floor. And to his surprise, he grabbed an iron. He threw it toward with all his energy. He succeeded on hitting Blue but nothing happened to Master. Clipp was on his feet before Master could see him. He started running as fast as his remaining energy could bear, looking for anything to help him get out. He saw a lifter but he was too weak to get to it. He fell down all of a sudden. He was hardly breathing. His wounds began to ache all at once. For a moment he wished he was dead. He changed his mind as he saw Master approach. Clipp wanted to die but he knew Master would not let him do so. At least not without splitting his brain on the floor. Clipp dragged himself on the floor. He started crawling as he saw Master loading his gun. He was on his feet at once, ignoring the aching thigh. He ducked to escape from a bullet. As Master approaches he threw himself and fell inside a door-less lifter. He pushed a button inside. And there he was, in a glass which curved like a ball. The lifter went up so fast. Clipp was free in the air inside, smashing harshly as the lifter exceeded its speed. He reached his destination, a good hope it was on earth. The lifter left him in a middle of a desert as it took its way down.
He wished he wasn't out. The sun was burning and Clipp was bare feet. His wound scald from the blazing sun. His blue jean was ripped away harshly. His white shirt torn in every direction. And he looked filthier with blood all over him. He looked around and he was in a middle of a desert. He decided to run forward as he remembered Master would be here shortly. There was nothing in the direction he was running toward. Well, there was nothing in any direction for that matter. He continued running, his thigh aches like hell. After a long desperate run for half an hour, he saw a car passing by. He shouted as loud as his remaining energy could bear. But it was in vain. The girl inside the car had pulled up her glass, easing herself from an air conditioning. As she pressed the engine she saw through her mirror, a man in dirty clothing waving his hand back there in the middle of the road. She reversed. As she reached Clipp she pulled the car aside and run to him. Her eyes were full of care.'' What happened to you?'' she demanded to know. Clipp could not talk. The pain was too much for his twenty-four-year-old body. The girl helped him through the car and they started off the road.

Click here to read Part 4                                                                               to be continued...

Yazar: Bilal Rabiu KOLO

Thursday, November 15, 2018

The Missing Point; Chapter 1 Part 4


In that darkness, Master ran his fingers around a bubble-shaped device that looked like a drum and a series of fluorescents flickered to life. The light was so dazzling that it had immediately woken Clipp from his short-time death. He saw Master running toward him still pressing his right eye, his mouth twisted with rage. Master could have to bandage his wounds in the kitchen. The Kitchen- that was what Master wants to call the underground room. But he has more important concern than that. And that was the boy's escape. If Clipp gets out, then everything they had built might be at stake. And Master would probably be dead if Friend heard about that. There is no need of anyone to report to Friend, though. Master believes he is inside him as Friend had told him several times.
Clipp was too weak to run; so he yielded. But as he remembered Master would never allow him to live, especially when he knew Clipp is as pigheaded as his father and after the damage, he has done to him and his friend, Ivy, Clipp counted it an obligation to run. All of a sudden he started moving his head eagerly in search of anything to help him get out. But it was all in vain. Now he runs his fingers on the floor in an attempt to find something solid enough to take Master down at one hit. He gave up when a metal opened a wide wound on his hand. The floor was clustered with sharp objects. Another mystery of this underground world. Probably it was one of those metals spread intentionally in case of an occasion as this had happened.  Master was a few steps away when Clipp spotted a ladder glistening. It disappeared all of a sudden. Clipp locked his gaze on the spot and he saw it reappeared again. As it appears and disappears, Clipp decided to run to it. He was climbing right in the middle when Master presses a button and he was down. Such a hard fall it was that he had broken his left arm. Master took him from his neck and threw him away letting him smash on the wall. Clipp fell down twisting on the floor in pain and terror. He began to shake, to jerk in an uncontrollable spasm. A sudden pain overtook him as Master pulled out his gun and shoot him on his left thigh. Clipp has never been a weak boy. He would always fight to the last atom of his strength. A sudden force took control of him and there he was up in the air. He smashed Master's head on the metal-spread floor as he falls down. Master grabbed for his gun blindly, still in the ecstasy of the crash. He saw it beyond his reach. As he made a feeble gesture to take it Clipp kicked him on the ball, letting him twist on the floor in pain. As Clipp took the gun and headed for the ladder, he saw Blue running toward him, pointing a gun. Blue fired at him. Clipp ducked to escape the bullet. Hiding behind a long wooden box, he fired back. He moved to the ladder as he continued to fire on Blue. He pressed the device he has taken out of Master's pocket and the ladder descent. He fired one more time at Blue as he took his way to the room above.
Clipp slammed the heavy oblong-metal on the rectangle space that serves as an exit. He pushed some buttons on the oblong-metal and there two cylinders on every edge of the oblong metal started to curve with a robotic movement. The oblong-metal moved back and forth and left and right making a robotic buzz that made Clipp covered one of his ears with his right hand. Suddenly he uncovers it to hold his broken arm as it began to ache. After a few minutes of robotic hitches and some movements of metals, Clipp was surprised to saw the exit had vanished. It adjusted itself with the floor and Clipp could not tell where it had been before.

Click here to read Part 3                                                                         to be continued...

Yazar: Bilal Rabiu KOLO