Showing posts with label kulturu. Show all posts
Showing posts with label kulturu. Show all posts

Saturday, January 5, 2019

Afrika’nın harika insanlar; Fulani Kabilesi (Anadolu Ajansı gözünden)


Anadolu Ajansı çalışanlarından Adam Abu Bashal ve Gökhan Kavak’ın yaptığı çalışmada aşağıdaki başlık altında Nijerya’daki Fulani Halkı tanıttılar.


“Afrika'nın en büyük yarı göçebe kabilesi: Fulaniler”


Batı ve Orta Afrika'nın birçok ülkesinde yaşam süren yaklaşık 40 milyon nüfuslu Fulanilerin çoğu, şehir hayatından uzak, tarım ve hayvancılıkla uğraşarak göçebe yaşam tarzlarını sürdürüyor.


Fulaniler, Batı ve Orta Afrika'nın birçok ülkesine yayılan yaklaşık 40 milyon nüfusuyla Afrika'nın en büyük yarı göçebe kabilesi.

Dünyanın en büyük yarı göçebe halklarından Fulanilerin çoğu hayvancılıkla uğraşıyor.

Nijerya'daki Fulanilerin bir kısmı şehirlerde yaşarken, büyük bir kısmı yarı göçebe olarak hayatlarını sürdürüyor.


Fulanilerin büyük sürülerle yaptıkları yolculuklar, sık sık çiftçilerle aralarında gerginlik yaşanmasına neden oluyor.

Hayvanlarını otlatmak için ülkenin güneyine göç eden Fulaniler, çiftçilerin hayvanlarını çalmaya çalıştığını ve kendilerine saldırdığını iddia ediyor.

Ülkenin Müslüman kuzeyi ile Hristiyan güneyi arasında yer alan bu bölge aynı zamanda dini gerilimleri de besliyor.

Çiftçiler ise Fulani çobanlarının, ülkede Hristiyanların çoğunlukta olduğu güney bölgelerde 18. yüzyıl İslam âlimi şeyh Osman Dan Fodio'nun öğretilerini yaymaya çalıştığını ileri sürüyor.


Sokoto Halifeliğini kurdular

İslam'ı, ilk kabul eden kabileler arasında yer alan Fulaniler, Afrika'da İslam'ın yayılmasında önemli bir yer alarak birçok âlim ve devlet adamı yetiştirdi.

Afrika'nın batısında 1804-1903 yılları arasında hüküm süren Sokoto Halifeliğinin kurucusu Osman Dan Fodio, Nijerya Devlet Başkanı Muhammadu Buhari, Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall ve Gambiya Devlet Başkanı Adama Barrow, Fulani âlim ve devlet adamları arasında yer alıyor.



"Yeni otlaklar bulmak zorundayız"

Nijeryalı Fulani Yusuf Shehu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Nijerya'nın Kaduna eyaletinden hayvanlarını otlatmak için yıllar önce yola çıktıklarını söyledi.

18 yılda 300 kilometre yol kat ederek Abuja'ya kadar geldiklerini dile getiren 23 yaşındaki Shehu, "Çok sayıda büyükbaş hayvanımız var ve hayvanları otlatmak için yeni otlaklar bulmak zorundayız. Bu nedenle devamlı göç ediyoruz." dedi.

Shehu, Fulanilerin lüks hayata ihtiyacı olmadığını belirterek, "Bize sadece yatacak bir yer ve yiyecek şeyler lazım. Ne elektriğe ihtiyacımız var ne de lüks bir şeye. Bu hayatımızdan da memnunuz." diye konuştu.

Günlük hayatlarına sabah namazı ile başladıklarını aktaran Shehu, "Namazdan sonra hayvanlarımızı kontrol edip sütlerini sağıyoruz. Biz dönene kadar kadınlar ev işleriyle uğraşır ve getirdiğimiz sütün bir kısmıyla kahvaltı yaparız." ifadelerini kullandı.


Tek odalı toprak evler

Toprak ve sazlıklarla inşa ettikleri tek odalı evlerde yaşayan göçebe Fulani erkekler kahvaltıdan sonra hayvanlarını otlatıp tarlalarını sürürken, kadınlar inek sütü ve buğdaydan ürettikleri Fulanilerin geleneksel "Fura da Nono" isimli yiyeceğini satarak para kazanıyor.

Shehu, elektrik kullanmadıklarına dikkati çekerek, "Akşamları eve döndüğümüzde Kur'an-ı Kerim okuruz, sonra sohbet ederiz. Çocuklar bir araya toplanır, büyüklerin anlattığı hikayeleri dinlerler." dedi.

Hayvancılığın yanında tarımla da uğraşan Fulaniler, mısır, patates, domates ve biber başta olmak üzere birçok sebze yetiştiriyor.

Elektrik olmadığı için domates ve mısır gibi ürünleri kurutarak tükettiklerini dile getiren Shehu, yağ, şeker, tuz ve baharat gibi gıdaları ise satın aldıklarını söyledi.

Shehu, "Bu mısırları hayvanlar ulaşamasın diye yerden yüksekte kurutuyoruz. Mısırlar kuruduktan sonra çuvalın içinde koyarak döveriz, ondan sonra kullanırız." diye konuştu. 


Çoban-çiftçi çatışmaları

Nijerya'da, birçok insanın hayatını kaybettiği çoban-çiftçi çatışmaları yaşanıyor.

Çobanlar ile çiftçiler arasında yaşanan şiddet olaylarının herkesi rahatsız ettiğini belirten Shehu, "Son zamanlarda farklı gruplar tarafından yapılan saldırıların çoğunun suçu Fulanilere atılıyor ve Fulaniler terörist ya da kötü insan gibi gösteriliyor." dedi.

Shehu, şiddetin son bulmasını ve tüm Nijeryalıların bir araya gelmesini istediğini aktardı.


"Akşamları, elektrik olmadığı için kandil kullanıyoruz"

Fulanilerin tek odalı evlerinin içinde yatak ve küçük ev eşyaları bulunuyor. Fulani kadınlar yemeklerini evlerinin önünde pişiriyor.

Fulani Havva Alhaji ise lüks bir hayatı olmasa da durumundan memnun olduğunu dile getirerek, "Sabah kalktığımızda çocuklarla ilgileniriz ve sonra evimizi temizleriz. Ailecek kahvaltı yaptıktan sonra eşlerimiz hayvanları otlatır ya da ektiğimiz sebzeler ile uğraşır. Akşamları, elektrik olmadığı için kandil kullanıyoruz." dedi.

Kaynak:

Monday, September 10, 2018

Afrika’nın harika insanlar; Fulani Kabilesi (Part 1)


Fulani, Batı Afrika'nın birçok yerinde dağınık bir bölgeye yayılmış olan --Doğudaki Çad Gölü'nden Atlantik kıyısına kadar-- aynı zamanda, PEUL veya FULBE olarak da adlandırılan toplamda 20 ile 25 milyon arasında değişen Sahel ve Batı Afrika'daki en geniş etnik gruplardan biridir. Esas olarak Nijerya, Mali, Gine, Kamerun, Senegal ve Nijer'de yoğunlaşıyorlar. FULA olarak bilinen Fulani dili, Nijer-Kongo dil ailesinin Atlantik şubesinde sınıflandırılmıştır. Etnik bir grup olarak, Fula dili ve İslami dini bağları, tarihi ve kültürleri ile birbirine bağlılar.

Fulani, binlerce yıldır Batı Afrika bölge sindeki siyaset, ekonomi ve tarihlerinde etkili olan göçebe bir halktır. Burkina'daki Mossi devletin yükseliş ve düşüşünde önemli bir rol oynamışlar ve aynı zamanda Nijer ve Nijerya üzerinden güneye göç eden insanların Kamerun'a göç hareketlerine katkıda bulundular. İslam'ın Batı Afrika'nın çoğunda tanıtılmasından ve yayılmasından da sorumluydular. Fulani imparatorluğunun yükselişi 1800'lerin başları ile 1900'lerin başları arasındaydı. Bu güç, Usman dan Fodio altında pekiştirilmiş ve kuzey Nijerya'da merkezlendi. Dan Fodio, islami yaygınlaştırmak için cihadı kullanan dindar bir Müslümandı. Fulani halkı hala pek çok Batı Afrika ülkelerinde lider durumundalar; bunlar arasında Nijerya cumhurbaşkanı, Muhammadu Buhari; Senegal Başkanı Macky Sall; Gambiya Başkanı, Adama Barrow; Sierra Leone Başkan Yardımcısı, Mohamed Juldeh Jalloh ve Gambiya Başkan Yardımcısı, Fatoumata Tambajang.

Fulani başlıca göçebe çobanları ve tüccarlardır. Fulani halkın tahminen 7 ila 8 milyon arasında önemli bir kısmı, pastoralizdir ve onları dünyanın en büyük göçebe pastoral topluluğuna sahip etnik grup haline getirmektedir. Batı Afrika'da kurdukları yollar, bölgedeki tümüyle yalıtılmış etnik gruplar arasındaki ekonomik ve politik bağları güçlendiren geniş bağlantılar sağlamıştır. Fulani sığırlarından üretilen süt ürünleri, tarım ürünleri ve lüks ürünler için yerleşik çiftçilere satarlar. Fulani tüccarları daha sonra bu lüks eşyaları göçebe rotaları boyunca çeşitli gruplar arasında satarlar.

Nigerian current president; Muhammadu Buhari - A Fulani Man

Fulani Halkının ilk kökeni, çok farklı fikirlerle gizemli bir şekilde en büyüleyici ve derindir. Birçok akademisyen, Yahudi-Suriye kökenli olduklarına inanıyor. Ancak, genel olarak Fulani'nin hem Kuzey Afrika'dan hem de Sahra-altı Afrika'daki göçebelerden indiği kabul edilmektedir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'dan geldiler ve Orta ve Batı Afrika'ya Senegal bölgesinden yerleştiler, Tekruur İmparatorluğu'nu oluşturup daha sonra, Batı Afrika'daki tüm ülkelere yayıldılar ve göçebe yaşam tarzlarına öncülük etmeye devam ettiler. Bazıları, Fulani halkının kökeni hakkında spekülasyon yaparken, Fulani arasında mevcut dil ve genetik kanıtlar, yerli bir Batı Afrika kökenli olduğunu göstermektedir. Onlarla ilişkili genetik soyların büyük çoğunluğu, diğer Batı Afrikalılarda en çok görülenleri yansıtmaktadır. Onların dilleri de en çok Wolof ve Serer etnik gruplarınkiyle yakından ilişkili Batı Afrika kökenlidir. Tarihsel ve arkeolojik kayıtlar, Fulani konuşmacılarının en az 5. yüzyıldan beri Batı Afrika'da yaşadıklarını göstermektedir. İlginç bir şekilde, Tassili-n-Ajjer'deki kaya resimleri, bölgedeki proto-Fulani kültürel özelliklerinin varlığını en azından M.Ö dördüncü binyıl rastlamaktadır. Fulani kültüründe uzman akademisyenler, bazı görüntülerin çağdaş Fulani halkları tarafından hala uygulanan ritüelleri tasvir ettiğine inanıyorlar.

Yazar: Suleiman Usman IDRISS

Tuesday, June 5, 2018

PATRIOTISM: A solution for Africa’s development. Part 1



            I would like to begin with one of my favorite quotes which is: “History happens twice because people don’t listen at the first time.” In Africa, I think Africans are already experiencing the repetition of history for the second time as we are still under direct or indirect influence of the descendants of the early intruders or as they are referred to in Africa as the whites or the Westerners who through trade and under the disguise of missionary works looted the continent.

Our parents and grandparents didn’t listen for the first time when the intruders came and the repercussion of not listening is what we are seeing in Africa now (Modern colonization). I hope this current generation of Africans will not just listen but will be ready to also read in other to prevent the repetition of history for the third time in the near future.

Actually between the late 1950’s and the whole of 1960’s, there were celebrations of independence, liberation and emancipation from the colonial powers almost throughout the African continent, at the same sending messages to others that ‘YES’ we are free, we did it and any other country or continent under colonial domination can do the same. And I remember what Kwame Nkrumah of Ghana said in his famous independence speech, he said: “We have awakened. We will not sleep anymore. Today, from now on, there is a new African in the world! That new African is ready to fight his own battles and show that after all, the black man is capable of managing his own affairs.” 6th March 1957. So inspiring, isn’t it? But I wish Kwame Nkrumah is here to see that the black man has not been able to manage his own affairs.

Since the independence of various African nations back in the 1960’s till date Africa has been under enormous dominations again and inhumane propaganda to make sure that Africa remains the way it is now and will not be able to compete with the intruders (western world) or any other continent at any level. No matter how hard Africa tries, it is still being labeled as either “undeveloped”, “less developed” or “developing” whichever one you choose and I bet you they will continue to label Africa as “undeveloped”, “less developed” or “developing” until we go back to what Nkrumah said and that’s start managing our own affairs.

Just imagine from our educational system, economic policies to the political and social structures is under the direct or indirect influence of the same foreign intruders who at once do not recognize anyone from Africa with the word freedom and human right, and when they had the complete control over Africa, they deliberately destroyed everything just to satisfy their selfish interests. Malcolm X once said: “You have to realize that up until about 1959, Africa was dominated by the colonial powers. And by the colonial powers of Europe having complete control over Africa, they projected Africa always in a negative light – jungles, savages, cannibals, nothing civilized.”

These misconceptions and many other wrong ideas about Africa are still widely held in the so called modern world, often in very prestigious places. The social scientist Samuel Huntington at Harvard University, serve as a telling example of the reflexive and unreflected ways in which many well-educated Western-educated people think. In his book published in 1996, The clash of Civilizations and the Remaking of the World Order, he sees Africa as a set of weaker civilizations. He and many influential writers and officials are predisposed to think Africa as irrelevant.

Now the game is, when they have something to gain from Africa, they call it the richest continent on earth and after looting it and the people, they say it’s the most corrupted continent on earth. Sometimes ago, the Former British Prime Minister David Cameron had the nerve to call Nigeria a “Fantastically corrupt” when all the corrupt leaders we have in Africa either have bank accounts and assets in Britain or in some other western countries. Maybe he forgot that the corruption in Africa is another source of income for the British government and the west since those “fantastically corrupt” leaders pay taxes for having assets in Britain and in the western countries.

We can’t deny the fact that Africa is really sick and needs a doctor, at the same time, it is being led by clueless leaders who are in one way or the other more interested in their own gains than the development of their own people and the continent at large. Again there is no doubt that the development of Africans and the continent Africa depends on the efforts of Africans and Africans alone not some self-serving aid workers or the insatiable West.

Furthermore, Africans need to understand that development never comes from outside, it comes from inside which means, it starts from within Africa and within the African people. Again not with IMF, not with the World Bank or with the foreign aids, it starts with the people.

The reason why I am saying this is that, just imagine a sick person whose doctor happens to be his rival or enemy. Instead of giving this sick person the right prescription for his sickness, the doctor being in the position of a rival or an enemy will definitely give him a wrong prescription which will either worsen the sickness or be the cause of his death. Africans are looking for solutions from people who are not interested in the development of Africa and its people. And because we force them to help us do what we can do for ourselves, they have no other option than to give us the prescriptions that will even make us more undeveloped and poor. Whiles the prescription they always give to us makes us poorer, on the hand, it serves their own interests.

Nobody can refute the fact that Africa is the richest continent on earth. Because it is said that, “the richness of a nation lays in the land, what is in the land and the people that work on the land.” There is no doubt that there is indeed richness in Africa. Unfortunately, the dwellers of Africa are not as rich as the land. Richness not in money or accumulated wealth but rather in character and attitude.

Africans have problems with the way they carry themselves and in the state of their minds. It’s either Africans don’t care or don’t know how to show resistance when we are face with oppressions and injustices, because we are afraid and fears is the oppressor’s weapon.

Again, it’s either we don’t care or don’t know how to be perseverant when we are in difficult situations. Our eyes, hands and minds are always open to help and aid from outside which in turn makes us vulnerable in the eyes of the provider. These make us lazy and take away our abilities to think, create and provide for ourselves.

Furthermore, Africans are too individualistic and egocentric, we always think about ourselves and do not care about each other, and we don’t care about the future of youth and the brilliant children of Africa. That’s why you see almost all the policies and plans that are made by most governments and politicians are short term, because they are interested in themselves and the next election not about the people.

Also, Africans don’t like reading anything about themselves and the world, when we became far away from our own history and culture, we became far away from our own selves. They say if you want to hide something from an African, put it in a book because we will never read it. These and many others are the reasons why we call for Patriotism or a Patriotic Africa.

Read Part 2 by clicking here. 
Yazar: Yaqoub Ali

Sunday, June 3, 2018

KAPİTALİZMİN YIKIMI VE TÜKETİM KÜLTÜRÜ



GİRİŞ

''Dünyaya iyilik yapmak isteyen bu sistemi yıkmalıdır.'' 

Bu çalışmada günümüzdeki modern dünya'nın en büyük ilkesi olan Kapitalizm sistemi ve onu her zaman eşlik eden bir başka sistemi olan Tüketim Kültürü sömürgeciliğinden bahsetmeye çalışacağız.

Bu sistem bizlere ve topluma o kadar zarar vermesi ve adaletsiz bir yaşam getirmesine rağmen ne yazık kı herkes memnunmuş gibi duruyor. Bu sistemle iligi bir güzel sözle bu şekilde açıklanabilir: '' Her gün işe gidiyorsun, akşamları erken uyuyorsun ve bunun karşılığında alabildiğin tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası bir durum''. Gündellik hayatlarımızda da böyle, bu kadar çok çalışıp didinmemize rağmen kazancımız hep bellidir ve hatta emeğimizin karşılığını bile almadan yine çalışmak zorunda kalıyoruz.

Kısacası bu sistem bizlere adaletsizlikten başka birşey değildir. Fakat bu sistem hayatımızda kalıcı ve sürekliliği yaşanması sebebi, özel yaşamlarımıza ve toplumsal yaşamlarında doğallaşması ve normalleşmesinden kaynaklanıyordur. 

Bu yazıda, bu sistemleri bizi nasıl hipnozleştiğini veya mahkûm ettiğini ve bu sistemden nasıl kurtulabileceğimize anlatmaya çalışacağız. Bu yazının yazmamın amacı toplu bir şekilde bu sisteme karşı bir uyanış sağlamasını açıklamaktır. Belki de toplumsal bir şekilde birşey yapamasak da en azında bireysel olarak uyanabiliriz bu ilkelere karsi.


Kapitalizm nedir? 


Kapitalizm büyük olanın kazanmasıdır. Milyarlarca bireyin bir kişinin altında ezilmesini onaylamaktır. Neyse ki kimse henüz o kadar güçlenmedi, birkaç bin kişi olayı üstlenmiş durumda. Kapitalizm büyük olanı yüceltmektir ki birkaç kişinin altında yaşayan milyarların bunun taraftarı olması saçmalığın büyüğüdür. Elimizdeki küçük oyuncaklar uğruna, ekranda yarattığımız gerçekliğin avuntusunda sessiz kalmaktayız. Giderek büyüyen kapitalizmin bir kişiyi değil de tüm toplumu yok etmesine arkamızı dönmekteyiz.

Kapitalizm size ihtiyaçlar doğurur. Önce size yaşamınızı devam ettirmek için iş sunar. Sonra o işte çok yorulursunuz ve tatil ihtiyacınız olur. Tatil için çalışırsınız. Tatile giderken bikini alırsınız. Bikininin üstüne giymek için bu pareo size çok yakışır hanımefendi denir. Alırsınız. Plaj çantanız var mı? Ama bu bikiniye o çanta olmaz. Siz 3 alın 2 ödeyin. 3 al iki öde mi? Tabii ki.

Şöyle bir hikâye ile durumu açıklamaya çalışayım sizlere

Tüccar Asya ülkelerinden birine gider. Halka şöyle bir teklifte bulunur: "Bana getirdiğiniz her maymun için size 10 dolar vericeğim (dolar burda anahtar kelime, dolar demek kapitalizm demek). Çevrede binlerce maymun olduğu için insanlar sevinçle maymun toplamaya başlarlar. Zamanla maymunların sayısı azalır. Bu sefer adam maymun başına 20 dolar teklif eder. İnsanlar tekrardan ormanlara doluşurlar. Maymunlar tekrar azaldı tabi adam bu sefer 25 dolar koyar maymun başına. Gel zaman git zaman artık maymuna rastlamak neredeyse imkânsız bir hal alır. Adam bu sefer de maymun başına 50 dolar koyduktan sonra işinin çıktığını, geri geleceğini belirterek ülkeyi terk eder. Arkasında yardımcısını bırakır. Maymun bulamadıkları için kederli olan insanlara yardımcı şöyle bir teklif sunar. Şu kafesteki maymunları size tanesini 35 dolara satayım, patron geldiği zaman siz de ona 50 dolara satarsınız. Insanlar sevinçle bütün maymunları satın alırlar gel zaman git zaman ortada ne tüccar kalır ne de yardımcısı. İşte kapitalizm budur arkadaşlar. Dünyaya kasfet ve yoksulluktan başka bir şey getirmeyen kurnazların yükselir emeği ile yaşamak isteyenler de tutunamaz hayata umudunu kaybeder.


Kapitalizm; insanlar arasında bir sınıf ayrımı olmasını sağlayan bir sistem. Bu sınıf farkı şöyle oluşur. Düşününki siz işçisiniz ve bi fabrikaya girdiniz oradaki çalışanların oluşturduğu fark bi sınıf farkıdır. Siz işçisinizdir sizin bi kademe üstünüz işçi şefi onun üstünde imalat müdür onun üstünde müdür ve en üstte patron vardır. Buradaki patron işe hiç bir şekilde el atmaz bütün işi müdür yapar tabi müdürün yardımcılarıda vardır onlar işi üstlenir. Neyse sorun şu ki sizin aldığınız maaş 1.000 TL’dir misal olarak şefin aldığı maaş 2.000 TL imalat müdürünü aldığı maaş 5.000 TL müdür aldığı maaş 10.000 TL patronun kazandığı para 50.000 TL’dir. Ve bu durum şöyle bi yola neden olur siz işçi iken size bu paranın yetmeyeceğini düşünürsünüz şef olmak istersiniz ve daha çok çalışırsınız bu sefer şef iken imalat müdür olmak istersiniz daha fazla çalışırsınız bu böyle devam eder. Ha neden çok kazanmak istersiniz onu söyleyeyim. İşçi iken bindiğiniz araba şahin olur ve komşunuzun arabası BMW’dir. Sizde BMW almak istersiniz bu sefer daha çok para gereklidir ondan daha çok üst kademelerde çalışmak istersiniz bu böyle devam eder.

1.      Kapitalizm; kontör yükleyince değerli müşterimiz, kontör bittiğinde sayın abone olduğumuz sistemdir.

2.      Kapitalizm; parıltılı ışıklar ve güzel sözler ile süslenmiş, modern olarak dizayn edilen kölelik sistemidir. Bu kölelik sisteminin temeli, kapitalist düzenin özünden gelmektedir. Sınırları kapitalizmin yönetiliş tarzı ile çizilmektedir. Artan teknoloji ve evrenselleşen dünyadaki en hassas konulardan biri olan modern kölelik sistemi, en çok yoksul ve işçi kesiminde açığa çıkan ve belirgin bir biçimde ortaya koyulan gerçekliktir. Küreselleşen dünyanın en büyük sorunlarından ve açığa çıkartılmak istenmeyen kurgularındandır. Bu kurgu, az gelirli kesimi sömürmek ve üst gelirliyi rahat ettirmek üzerinedir. Gelire ihtiyacı olan ve ekonomik olarak zor durumdaki insanların, o kötü durumlarından faydalanarak büyüyen bir oluşumdur.



Kapitalizm sistemi neden yıkılmalıdır?


Bu sistemi yıkılmasını gerektiren sebeplerden biri insanlara farkındasızlıklaştırıyor ve hipnozleştiriyor. Çünkü bu sistem fareye benzer, ısırırken acısını hiç hissedemezsin, ancak sonra fark edersin. O zaman artik geç olduğunu görürsün. Kapitalizm sistemi başta herkese ücretli bir mutluluk getirir, cebinde bir şey kalmayınca işte o zaman mutluluk da biter. 

Kapitalizm herşey para ve para olmadan ne insan olursun ne de mutlu olursun der. Çünkü sistemin adı kapitalizm, kapitalizm kapitalden gelir, kapital ise serma demek. yani kapitalizm paracılık demektir. Çünkü sadece özel mülkiyet sahibi olanlara öncellikli ve önem veriyor. 

En çok ezeni yüceltmek dünyanın sonunu getiriyor. Kapitalizm büyük olanın daha da büyümesi, küçük olanın da yok edilmesi demektir. Böyle olunca toplumun birliktelik temelleri sarsılıyor. Bencilliği yücelten bir sistem kendi sonunu hazırlıyor. Bencilliğin sınırı olabilir mi? Mesela ırkçılık bir milleti mi yüceltir? Kendini düşünmek belli bir grupla ya da bireyin kendi bütünlüğüyle sınırlı kalmaz. Bencillik bütün olan her şeyi bir parça için yok etmek demektir. Bencil insan kendi hayatının bazı kısımlarını önemsemeyerek kendini dahi yok edecektir. Kapital de toplumu yok ederek bindiği dalı kesmektedir.

Kapitalizmi iki kişi bile kendi aralarında sürdüremezken milyarlara uygulamakta tereddüt etmiyoruz. Düzenin bu kadar saçma olabileceğini hayal edemiyoruz. Serbest piyasa, özgürlük diye kötü niyetleri göz ardı ediyoruz. Bazılarımızın hasta ruhlu olabileceğini ve dünyayı yok oluşa sürükleyeceğini öngöremiyoruz. Kaynaklar sınırlı olduğu halde sınırsız büyüme hayal ediyoruz. Gelişmeye çalışıyoruz, ancak gelişmenin aslında diğerlerini geri bırakmak olduğunu fark edemiyoruz. İnsanlığın hep birlikte öldüğünü göremiyoruz. O kadar kötü olabileceğimizi sanmıyor, kapitalizm saçmalığına katılıyoruz.

Kapitalizm bir kaç filozofların ve sosyologların bu sistemin üzerinde söyledikleri sözlerle bitirmek istiyorum bu kısmı;

1.      “Bir ülkede fakirlerin bebeklerinin içeceği sütü, zenginlerin köpekleri içiyorsa o ülkede kapitalizm hâkimdir.” Paul Samuelson.

2.      "Kapitalizm, insanı çok çalışarak zengin olacağına ve bunu tek başına yapacağına inandırır.”

3.      "Gereksiz ihtiyaçlardan koca bir dağ yarattık. Bir şeyler satın alıyoruz ve çöpe atıyoruz. Bir şeyler satın aldığımızda ödemeyi parayla yapmıyoruz. Ödemeyi yaşamımızdan, para kazanmak için harcadığımız zamanla yapıyoruz. Aradaki fark ise şu; hayatı satın alamazsınız, hayat geçip gider... Özgürlüğünüzü kaybetmek korkunç bir şeydir." Mujica (Eski Uruqvay başkanı)

4.      "Zenginleri daha da zenginleştiren, yoksulları daha da yoksullaştıran sisteme kapitalizm denilir. Kapitalizmde paraya sahipseniz, her şeye sahipsinizdir."

5.      "Kapitalizmi 3 şey ayakta tutar; para, medya ve cahillik." Sebuhi Quluzade



TÜKETİM NEDİR?


Bizi ve Toplumu öldürmeye çalışan bir düzendir. Daha doğrusu herkesin zarar görmesinden kim yarar sağladığını sanır? Tabi ki toplumu yok eden, insanlığı tüketenler; yani tüketim kültürü bu zararın mimarıdır. Dünyayı tüketmek üzerine kurulu olan düzen, Ortadoğu’dan başlayarak insanlığı da tüketmiş durumdadır. Herkes bu düzenin dolaylı bir parçasıdır, ancak merkeze yakın olanlar daha etkilidir. Önce biz öldüğümüze göre merkez biz değiliz. Para denen politik savaş aracının sahipleri oyunun kurallarını koyuyor. Biz de tüketim malzemesi gibi harcanmayı bekliyoruz.



Tüketim kültürü için bazen gereken soruları sorulması gerekir herşeyden önce.

Tüketim nedir? Tüketim zihniyeti nedir? Tüketim zihniyetinin zararları nelerdir? Neden mutlu olmak için tüketim yapıyoruz? Neden hep daha fazlasını isteriz? İnsan neden açgözlüdür? İnsan neden azla yetinemez? Az ile yetinmenin yolları nelerdir? Mutluluk tüketimde midir? Mutluluk için tüketim şart mı? Mutlu olmanın yolları nelerdir? Tüketim olmadan nasıl mutlu olunabilir? İnsan her dönemde aynı mıdır? Kapitalizm nedir? Kapitalist nedir? Kapitalist modernime nedir? Kapitalizmin zararları nelerdir? Kapitalizmin faydaları nelerdir? Kapitalizmin faydaları var mıdır? Kapitalizmin sebebi nedir? Neden kapitalist olunur? Kapitalizmin mağduru ne demektir? Kapitalizmin mağdurları kimlerdir? Kapitalizme karşı neler yapılabilir? Kapitalist sistem nedir? Kapitalist sistemin önüne nasıl geçilebilir? İslam ve kapitalizm arasındaki ilişki nasıldır? Kapitalist kaygılar nelerdir? Tüketme hastalığı nedir? İhtiyaçların artmasının sebebi nedir? Kapitalistler insanları nasıl kandırdı? Dünyada reklam için ayrılan bütçe ne kadardır? Reklamların sebebi nedir? Kapitalizmin doğal kaynaklar üzerindeki etkisi nedir? Kapitalizmin doğal kaynaklara zararları nelerdir? Kapitalizmin sevgiye zararları nelerdir? Kapitalizmin saygıya zararları nelerdir? Kapitalizm ve bencillik arasındaki ilişki nasıldır? Kapitalizmin dine zararları nelerdir? Kapitalizmin insan hayatı üzerine etkileri nelerdir? Kapitalizmin ahiret hayatı üzerindeki etkileri nelerdir? Gafletimizin sebebi kapitalizm midir? Kapitalizmin ne gibi zararları vardır?

Kısacası anlatmak gerekirse tüketim kültürü; aşırı tüketimdir. Çünkü insanlar artik ne kadar tüketirse ya da ne kadar bir şeye sahip olursa o kadar mutlu olacağını düşünür. O yüzden bugün toplumda gereksiz harcamalar ve gereksiz tüketmelerle oluşmaktadır. Özellikle modern ve sanayi döneminden itibaren daha da aşırı bir tüketim olmuştur. Toplumda hep tüketim yarışı ve bu yarışlar bizlere bir hastalık alışkanlığa dönüştürüyor. Yeni çıkan her icati sahiplenme hissi hep var içimde. Ve ondan vazgeçememek hastalıklara yakalanıyor. Artık o eşya olmadan yaşayamayız ya da eşyaları hayatlarımızda mecburu eşyalarmış gibi hissetmeye başlıyoruz. Bu düzen sanki bizim kültürümüz haline gelmiştir. Reklamlar ve sloganlar yüzünde bu düzenin içinde tüketildik.



TOPLUMUN KATİLİ KİMDİR?


Küresel ekonomi küresel felakete dönüştü. Tüketim malzemesi için sıra hayatlara geldi. Birileri ölmeli ki başkaları yaşasın. Bu birileri gittikçe çoğalacak ve son insana dek tüketim sürecek. Son insan da tükendiğinde belki dünya rahat bir nefes alacak ve dünya ancak o zaman kurtulmuş olacak. Gelişmiş adı altındaki devletler dünyayı tüketenlerse ve tüketim için geri bıraktıkları toplumları yiyorlarsa insanlıktan umudumuzu kesebiliriz. Tüm bu yazılanlar ve felsefe de ancak bir işe yarayabilir. Katilimizin kim olduğunu bilmek. Bilmeden yok olmamak için felsefe yapın.



AŞIRI TÜKETİM KÜLTÜRÜ OLUŞUMU VE ÇEŞİTLERİ (6)

1.      Aşırı tüketimin sebebi doyumsuzluk

2.      Çoğul zaman sahip olduklarımız yeterli gelmiyor.

3.      Aşırı yemek, çok fazla alış-veriş.

4.      Popüler kültürü



ÇEŞİTLERİ

1.      Alış-veriş ve tüketim çılgınlığı

2.      Sürekli alıyoruz ama mutlu değiliz.

3.      Aşırı yemek yeme

4.      Psikolojik açlık

5.      Sürekli yemek yeme isteği



AŞIRI TÜKETİM SONUÇLARI

1.      Ekolojik dengenin bozulması

2.      Toprak erozyonu

3.      Biyolojik çeşitliliğin azalması

4.      Temiz su kaynaklarının hızla azalması

5.      Hava kirliliği

6.      Küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği


 KAPİTALİZM VE TÜKETİM İLİŞKİSİ 


Bu dünyayı yaşanamaz yapan insanlardır. Ama aynı dünyayı tekrar yaşanabilir hale getirecek olanlar da yine insanlardır. Sosyalizm dışındaki hiçbir çözüm önerisi neo liberal sistemden bağımsız değildir ve ortaya atılacak en tutarlı teori gerçek ihtiyaçların belirlenmesi ve ihtiyaç fazlası tüketimden uzak durulması olacaktır.



SONUÇ


Kapitalizm ile tüketim çok farklı şeylerdir. Kapitalizm fabrikanın ve içindeki makinelerin sahibinin ön planda olduğu saltanat sistemidir. Ülke padışahın malıdır gibilerinden. Sonra da fabrika hak edene değil, fabrikatörün oğluna kalır. Zıttı olan sosyalizmde ise fabrika, içindeki üretim araçları ortak maldır, kamu malıdır.Tüketim çılgınlığı ise şirket sahiplerinin reklam aracılığıyla ihtiyacın olmayan şeyleri satın almanı teşvik etmesiyle olur. Tüketim kapitalizmin sonuçlarından biridir, ama kapitalizm değildir. Ki zaten şu günlerde bırakın ihtiyacımız olmayan şeyleri, ihtiyacımız olan şeyleri bile alamıyoruz.

Dolayısıyla onu temel alan kapitalizm; kaynakları sınırsız kabul ederek işler. Bu da bilinçsiz bir üretim ve tüketim çılgınlığına dönüşür. Ancak dünya kaynakları sınırlıdır. Bu yüzden geleceği düşünmeden günü yaşayan insanoğlu bir gün kaynakların tükenmesiyle, petrolün bitmesiyle yüz yüze gelecek, yaptığı yanlışın farkına varacak ancak çok geç olacaktır. Biz bu dünyayı dedelerimizden miras almadık, torunlarımızdan ödünç aldık.

Yazar: Younous ADOASOTI
Image 01:  https://www.paradurum.com/8-maddede-kisaca-kapitalizm.html
Image 02: http://www.adilmedya.com/kapitalizm-ozgur-kolelik/